Bunları daha önce duymadınız!

Aspirin üretiyoruz

Meyve ve sebze yediğimiz zaman vücudumuz kendi aspirinini  üretebiliyor. Araştırmalar meyve ve sebzelerde bulunan benzoik asit alan kişilerin salisilik asit üretebildiğini gösteriyor.Bu madde aspirinin temel etken maddelerinden biri olarak biliniyor.

İş yerinde kestirmek patrona da fayda sağlıyor

20 dakikalık şekerleme  ruh halini dengeliyor ve üretkenliği arttırıyor. Şekerleme sonrasındaki dinlenmişlik hali saatler boyu devam ediyor. Ayrıca şekerleme sayesinde kalp de normal ritmine geri dönüyor. Yunan gönüllüler üzerinde yapılan bir araştırma  haftada 3 kez şekerleme yapan kişilerde kalp rahatsızlıkları riskinin %37 oranında azaldığına dikkat çekiyor.

Orgazm erkeklerde hapşırmayı tetikler

Orgazm sonrasında bazı erkekler ağrı, baş ağrısı veya hapşırma gibi durumlar yaşayabiliyor. Orgazm sırasında sinir sistemi tam kapasite çalışıyor. Hapşırmaya önerilen açıklama ise beyinde orgazm merkezinin esneme ve hapşırmaya çok yakın olması. Bu bölgelerin birbirinden etkilenebileceği iddia ediliyor.
Herkesin dili kendine özel

Parmak izi gibi her insanın dil izi farklıdır. Dil hem psikolojik hem de fiziksel açılardan bilgi veriyor. Yapısı gereği tekil bir organdır ve hiç bir insanın dili başka birine benzemez. Şekil, büyüklük ve uzunluk açısından herkesin dili farklıdır.

Beyaz tenlilik zamanla ortaya çıktı

Bir zamanlar insanların tümü siyahiydi. Beyaz ten insanların göç etmesine bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Ten rengi olmasaydı herkesin cildi krem beyazı gibi görünürdü. Cilde yakın kan damarları hafif bir kırmızılık katmaktadır. Sarı bir pigment de bulunmaktadır. Sepya tonlarındaki melanin ise ultraviyole ışınlarına tepki olarak daha fazla bulunduğunda kişi siyahi olmaktadır. Tüm bu dört renk tonu dünya üzerinde farklı oranlarda karışarak kişilerin ten rengini belirler.

En kalın cilt dokusu ayaktadır

Avuç içi ve ayak tabanındaki derinin kalınlığı 4 mm'dir ve vücutta derinin en kalın olduğu yerdir. Ayaktaki en kalın deri ise topuk kısmındadır. Burası ayrıca en fazla ter bezinin bulunduğu bölümdür.
Apandist aslında gerekli bir organ

Gereksiz olduğu sanılan apandist aslında insan bağırsağında yaşayan yararlı bakterilerin yaşadığı bir organdır. Yararlı bakteriler sindirime yardımcı olur. İshal söz konusu olduğunda bu bakteriler dışarı atılır ve yeniden üretilmeye başlar.

 Boyumuz sabah daha uzundur

Boyumuz sabahları akşamdakine oranla daha uzundur. Çünkü diskler arasındaki sıvı uyuduğumuz sırada yenilenir ve bu sayede 1,5 santim daha uzun oluruz. Gün ilerledikçe ayakta durmanın da etkisiyle diskler sıkışır ve minik bir kısalma söz konusu olur.

Kendini sindirmemek için mide duvarı her 3 günde bir yenilenir

Mide asiti çok güçlü ve yakıcı bir maddedir.Mide hücreleri tarafından normalde metallerin işlenmesi sırasında kullanılan hidroklorik asit salgılanır. Ancak mide duvarındaki mukus yüzey bu asidin güvenli bir şekilde vücutta tutulmasını sağlar.

Sarışınların daha çok saçı var

Saç rengi gürlüğünü de belirler. Normal bir insanda 100 bin saç kökü bulunur. Bu saç köklerinden her biri insan yaşamı boyunca 20 saç teli üretebilme kapasitesine sahiptir. Sarışınlardaki saç köklerinin sayısı 146 bin civarındadır. Yani daha fazla saç üretimi söz konusudur. Kızıl saçlılardaki kök sayısı ise 86 bindir.


Facebook Twitthis Furl

Zemzem Suyu Hakkında Bilinmeyenler


Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) raporlarına göre dünyanın en sağlıklı sularından olan zemzem suyunun esrarı, günümüz teknolojisindeki tüm araştırmalara rağmen çözülemiyor.

Kaynağı bulunamayan suyun denizden 80 kilometre uzakta olmasına ve çevresinde başka hiçbir kuyu olmamasına rağmen yıllardır kurumaması, araştırmacıları şaşkına çeviriyor. 

Sadece 1.5 metre derinliğindeki kuyudan hac mevsiminde milyonlarca hacı tüm su ihtiyacını karşılarken, su seviyesinde de hiçbir azalma olmuyor. 

Açlığı gidermek için içenin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin de susuzluğunu gideren suyun esrarı bilim adamları tarafından inceleniyor. 

Avrupa'da laboratuarlarda yapılan araştırmalarda, zemzem suyunun çok az kükürt içerdiği tespit edildi.
Amerika'da yapılan test sonuçlarına göre ise zemzem, içinde mikroorganizma ve bakteri bulunmayan tek su olma özelliği taşıyor. 

WHO tarafından da zemzem, dünyanın en içilebilir ve sağlıklı sularından biri olarak açıkladı.
Fakat diğer sulara göre çok daha besleyici ve mineral barındıran suyun kaynağı ise halen araştırma konusu. 

İŞTE ZEMZEM'İN BİLİM DÜNYASINI ŞAŞKINA ÇEVİREN ÖZELLİKLERİ 


·         Zemzem Cennet pınarlarındandır.
·         Cenab-ı Hakkın İbrahim (a.s.)´a ikram ettiği bir nimettir.
·         Harem-i Şerif´deki Ayat-ı Beyyinat´dandır
·         Hacıların muşahede ettikleri en büyük nimet ve menfaatlerdendir
·         Yeryüzündeki en hayırlı sudur
·         Cibril-i Emin vasıtasıyla zuhur etmiştir
·         Yeryüzünde en mukaddes topraktan kaynayan sudur.
·         Peygamber Efendimiz (s.a.v.)´in kalb-i şerifinin defalarca yıkandığı sudur.
·         Resulullah Efendimizin mübarek tükürüğü ile bereketlenen sudur
·         Açları doyuran sudur.
·         Dünya devam ettiği müddetçe bu vasfı devam edecektir
·         Her derde devadır
·         Hususiyle humma (sıtma)'ya şifadır
·         Baş ağrısını giderir
·         Gözün görmesini ziyadeleştirir
·         Ne niyetle içilirse ona devadır.
·         Ona bakmak ibadettir.
·         Ondan içmek günahlara keffarettir.
·         Kaburgalarını gerdirinceye kadar içmek iman alameti ve nifaktan kurtulmaktır
·         Misafirlere ikram edilecek en güzel hediyedir.
·         Mekke'yi Mükerreme´den diğer beldelere taşınması sünnettir.
·         Ebrar´ın içeceğidir.
·         İçilmesi sünnettir.
·         Onunla abdest almak sünnettir.

Facebook Twitthis Furl

Hafta neden 7 gündür?

Hafta hakkında kesin olarak bilmediğimiz çok şey var. Örneğin haftanın yedi günden oluşmasının kökeni konusunda rivayet muhtelif. Çeşitli dillerde günlerin isimlerinin anlamı ve neye göre dizildikleri konusu da tartışmalı. Daha pek çok soru var: Haftanın ilk günü hangisidir? Haftalar nasıl sıralanır? Tarihte başka uzunlukta haftalar kullanıldı mı?

L. E. Doggett


Haftanın yedi gün olmasının kökeni

Hıristiyan, Musevi, İslam takvimlerinde hatta İran ve Çin takvimlerinde bir haftanın yedi günden oluşuyor olmasına rağmen neden böyle olduğuna dair kesin bir bilgimiz yoktur. Haftanın geçmişi ile ilgili, otoritelerin her birinin tartışılmaz gerçeklermiş gibi sundukları faklı kurgular vardır. Gerçekte ise haftanın neden yedi gün olduğuna dair sahip olduğumuz en kesin bilgi, kesin bir bilgimizin olmadığıdır.

Bu konudaki en yaygın açıklama, 7 günden oluşan haftanın, Roma İmparatorluğu'nda imparatorluk takviminde kullanıldığı ve tarihsel sebeplerle Hıristiyan kilisesi tarafından benimsenip geliştirildiğidir. İngiltere Krallığı bu sistemi kullanmış ve dünya geneline yayılmasını sağlamıştır.

İncil'in ilk sayfasında, Tanrı'nın dünyayı altı günde yarattığı ve yedinci günde dinlendiği yazılıdır. Bu yedinci gün, Pazartesi, Yahudi inancında Sabbath'dır.

Bazı kaynaklarda ise yedi günlük haftanın doğum yeri olarak anılan yerlerden bazıları Babil ve İran'dır. Hafta, Hıristiyanlık'tan önce de Roma İmparatorluğu'nda biliniyordu.

Haftanın yedi günden oluşmasının sebebi olarak geometrik bir açıklama vardır. Yedi adet teneke kutuyu, bir tanesi ortaya gelecek biçimde bir lastik bantla birbirine bağlarsanız bir düzgün altıgen elde edersiniz. Üçten fazla herhangi başka bir sayıda dairesel cisimler için bu biçimde elde edilen şekil sabit olmayacaktır. Antik çağlardaki çadır kütükleri, yakılacak odun öbekleri ya da başka dairesel nesneler zamanla yedi sayının gizemli bir hal almasını sağlamış olabilir.

Haftanın yedi gün olmasına ilişkin bir başka tutarlı açıklama ise antik çağlarda bilinen yedi "gezegen"dir: Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn. Ancak, yedi günlük periyot, ay veya güneş döngüsüyle eşleşiyor görünmemektedir. Bir güneş yılı, beş günlük haftalara daha uygun bir biçimde bölünebilirdi. Beş ya da altı günlük hafta uzunluklarından oluşan bir sistem, 6x5=30 olduğu için, 29,53 gün uzunluğundaki bir sinodik aya (ay ayına) şimdiki sistemden daha uygun olabilirdi. Bir ay devresinin uzunluğunun (29,53/4= 7,3825) yaklaşık değeri olduğu için hafta yedi günden oluşuyor olabilir.

Günlerin isimlerinin anlamı
Ayların isimleri pek çok dilde benzerlik gösterirken, gün isimleri değişik dillerde birbirinden oldukça farklıdır. Yahudiler, Sabbath dışındaki günleri sadece numaralandırırlar.

Portekizce ve Rusça'da gün isimleri
Türkçe              Portekizce               Rusça                 Rusça günlerin anlamı
Pazartesi            segunda-feira          ponedelnik          After "do-nothing"
Salı                     terça-feira              vtornik                İkinci
Çarşamba           quarta-feira            sreda                  Ortadaki
Perşembe            quinta-feira            chetverg             Dördüncü
Cuma                  sexta-feira             pyatnitsa             Beşinci
Cumartesi           sabado                  subbota               Sabbath
Pazar                  domingo                voskresenye        Diriliş

Pek çok Latin kökenli dilde günlerin isimleri antik dönemde bilinen yedi "gezegen" ile çakışır.


Fransızca ve İngilizce günler
İngilizce           Fransızca         "Gezegen"
Monday          lundi                 Ay- Moon
Tuesday          mardi               Mars
Wednesday    mercredi           Merkür
Thursday        jeudi                 Jüpiter
Friday            vendredi            Venüs
Saturday        samedi              Satürn
Sunday          dimanche          Güneş -Sun


Fransızca'da dizgi Pazar gününde kırılıyor, ancak Latince'de Pazar dies solis (Güneş Günü) olarak adlandırılır. Pek çok Asya dilinde de (örneğin Hintçe, Japonca ve Korece) günlerin isimleriyle gezegenlerin isimleri benzerlik gösterir.

İngilizce'de bugün hâlâ Cumartesi, Pazar ve Pazartesi (Saturday, Sunday ve Monday) günleri isimlerini gezegenlerden alır. Geriye kalan dört gün ise isimlerini, adları gezegenlere verilen Roma tanrıları yerine Anglo-Sakson veya Kuzey Avrupalı tanrılardan almıştır. Tuesday, Wednesday, Thursday ve Friday isimlerini sırasıyla, Tiw, Wodan, Thor, Freya'dan almıştır.

Gezegenlerin isimleri günlere verilirken şu sıra izlenmiştir: Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs, Satürn, Güneş. Peki, bu sıranın önemi nedir? Bu konuya ilişkin teorilerden biri şöyledir: Gezegenler dünyadan yaklaşık uzaklıklarına ya da dünya etrafında dönme periyotlarına göre sıralanırsa diziliş, Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter, Satürn biçiminde olacaktır. Bu dizilişte sondan başa gezegenler günün saatlerine denk gelecek biçimde yazıldığında
1=Satürn, 2=Jüpiter, 3=Mars, 4=Güneş, 5=Venüs, 6=Merkür, 7=Ay, 8=Satürn, 9=Jüpiter, ..., 23=Jüpiter, 24=Mars
elde edilir. Yeni Gün, bir öncekinin bittiği yerden başlar ve
1=Güneş, 2=Venüs, ..., 23=Venüs, 24=Merkür
ve bir sonraki gün de
1=Ay, 2=Satürn, ...
biçiminde sıralanacaktır. (...)
Bilim ve Gelecek

Facebook Twitthis Furl

Cam Tavan Sendromu


”Bir Şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar”


Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm üksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. İnsan inandığına denktir. Yapabileceğini düşündüğü kadardır…

Facebook Twitthis Furl

Bütün gezegenler Güneş’in etrafında aynı yönde dönerken Venüs neden ters yönde dönüyor?

Güneş sisteminin oluşumu sırasında sahip oldukları açısal momentum (bir cismin hızının kütlesiyle çarpımı sonucu elde edilen değer) nedeniyle, bütün gezegenlerin aynı yönde dönmeleri beklenir. Ancak, Venüs ve Uranüs, öteki gezegenlere göre ters yöne doğru dönerler. Bu, başlıca iki nedene bağlanıyor. Bu gezegenler, geçmişte büyük çarpışmalar geçirmiş olabilirler. Ayrıca, gezegenlerin üzerindeki gel-git etkisinin de dönmeyi yavaşlatabileceği, hatta tersine çevirebileceği biliniyor. Bu durum, Güneş’e yakın olan Merkür ve Venüs’de gözleniyor. Venüs, bir dönüşünü yaklaşık 243 günde tamamlıyor.

Dünya üzerinden yapılan gözlemlerde ilginç gelen konu dönüş süresidir. Venüs yılı yaklaşık 225 Dünya günüdür; ama yapılan gözlemler sonucu kesin bir dönüş süresi belirlenememiştir. Aslında genel kanı dönüşün tıpkı Merkür için de geçerli olduğu zannedilen tutuluyor olabileceği yönündeydi. İlk doğru bilgi 1956’da spektroskobik çalışmalar sonucunda alındı; dönme süresi çok uzun olmalıydı. Bugün dönme süresinin 243 Dünya gününden biraz fazla olduğunu biliyoruz. Bu da teknik olarak Venüs gününün, Venüs yılından uzun olduğu anlamına geliyordu. İşleri daha da karıştıran bir şey de Dünya ya da Mars’a göre ters yönde yani doğudan batıya doğru dönüyor olmasıdır. Gezegenin üzerinde Güneş’e bakacak olsaydınız, batıdan doğduğunu ve 118 Dünya günü sonra doğudan battığını görecektiniz.

Venüs’ün bu alışılmadık davranışının nedenini hiç kimse bilmiyor. İlk zamanlarında, büyük bir gök cisminin çarpışıyla ters döndüğü gibi iddialar inandırıcılıktan çok uzak ama akla başka bir olasılık da gelmiyor. Üstelik bugün, üst kısımdaki bulutların dönme sürelerinin sadece dört gün olduğunu biliyoruz. Bu durumda genel tablo daha da karmaşıklaşıyor. Dört günlük süreyi ilk olarak 1960’lı yılların başında Fransız gök bilimciler yaptıkları bulanık gölgelikler çalışmaları sonucunda ileri sürmüşlerdi.


Şu ana kadar Venüs’ün yüzde doksanının haritası çıkarıldı. Sonuç oldukça büyüleyici. Venüs volkanik bir dünya; volkanik faaliyetlerin bugün de sürdüğüne inanmamız için bütün koşullar mevcut. Yüzeyin büyük bir bölümünü inişli yokuşlu çok geniş bir ova kaplıyor. Ayrıca iki ana dağlık bölge var: Kuzey yarım kürede Ishtar Terra, güney yarım kürede Aphrodite Terra. Ishtar büyüklük açısından Kuzey Amerika kadar; Aphrodite ise çok daha büyük. Çeşitli dağlar var; bunların en büyüğü olan Maxwell Dağları Ishtar’ın kenarında ve komşularına göre yüksekliği 8 km kadar. Ayrıca vadiler, kraterler ve örümcek ağlarını andırdıkları için araknoid olarak adlandırılan bazı yüzey şekilleri var. Dairesel volkanik yapılar olan araknoidlerin etrafı çeşitli karmaşık yüzey şekilleriyle çevrili.


Venüs’te saptanabilir bir manyetik alan yoktur. Yani ağır ve demir açısından zengin çekirdeği Dünya’nınkinden hem göreli hem de gerçek anlamda daha küçüktür. Çekirdeğin üzerinde manto, onun üzerinde de yerkabuğu bulunur. Dünya’nın yerkabuğu manto üzerinde hareket etmektedir; zaten bunun için yanardağlar sonsuza kadar faal durumda kalamazlar. Bir volkan, mantodaki sabit bir sıcak nokta üzerinde oluşur; daha sonra yerkabuğunun kaymasıyla volkan yer değiştirir ve patlaması kesilir. Sözgelimi Hawaii adalarının oluşumu böyle gerçekleşmiştir. Yerkabuğu aslında karşılıklı hareket eden, birbirinden bağımsız levhalardan oluşmaktadır. Venüs’te ise böyle oluyor gibi görünüyor; yani orada bir volkan oluştuğunda, sıcak nokta üzerinde çok uzun bir süre kalabilir ve anormal boyutlara ulaşabilir.


Venüs’ün bir gün astronotlar tarafından ziyaret edilip edilmeyeceği belli değil; ama yakın gelecekte böyle bir şey kesinlikle imkansız. Atmosferindeki karbon dioksit moleküllerini parçalayıp oksijeni serbest bırakarak, gezegeni dünyalaştırma gibi öneriler var. Ama bu tür bir çalışma mevcut teknolojimizin o kadar ötesinde ki, bu konu üzerinde tartışmanın hiçbir anlamı yok. Bizim için Venüs, belli bir mesafeden izlememiz gereken bir gezgen. Peki teleskop kullanan gökbilimcinin yapabileceği şeyler nelerdir?

Şunların kayıtlarını tutabilir: Evreler (ama gözlem ve kuramın her zaman çakışmadığını aklından çıkarmadan),görülebilen herhangi bir gölge, ara çizgideki herhangi bir aykırılık, Ashen Işığı’nın herhangi bir belirtisi. Filtreler genellikle çok yararlı olur. Ashen Işığı sadece, hilal evresindeki Venüs karanlık zemin üzerindeyken görülebilir. Ama diğer gözlemlerin çoğunda en iyi sonuç günışığnda alınır ki, bu da guruba bakmaya uygun bir zaman kullanmanız gerektiği anlamına gelir.


Kaynak:Tübitak

VENÜS (Venus)

Güneşe uzaklığı: 107.3 107.5 107.8 Mio km
Yörüngesel dışmerkezlilik: 0.007
Yörüngesel eğiklik: 3.4 0
Eksensel eğiklik: 178 0
Çap: 12.104 km
Kurtulma hızı: 10.3 km/sn
Kütle: 0.815 (Yer = 1)
Hacim: 0.86 (Yer = 1)
Yoğunluk: 5.25 (su =1)
En yüksek kadir: 4.4
Dolanım süresi: 224.7 gün
Eksensel dönme: 243.16 gün
Kavuşum dönemi: 584 gün
Uyduları: Yok

Facebook Twitthis Furl

Libya'nın ekonomik ve sosyal profili

İsyanın merkezindeki ülke!

BM operasyonuyla sarsılan Libya'nın hiçbir dış borcu bulunmuyor

Muhaliflerin başlattığı ayaklanma sonunda iç savaşa sürüklenen ve koltuğunu bırakmamak için direnen Libya lideri Muammer Kaddafi'yi yönetimden uzaklaştırmak için Birleşmiş Milletlerin (BM) önce hava harekatı, ardından da denizden ablukaya aldığı Libya'nın ekonomik ve sosyal profili hayli renkli.

A.A muhabirinin Türkiye'nin Trablus Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği verilerinden derlediği bilgilere göre Libya'nın hiç bir dış borcu bulunmuyor. Bankacılık sektörünün dışa kapalı olması ve petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi uluslararası finansal krizin olumsuz etkilerinden Libya'yı korurken, 2010 yılı bütçesinde yıllık ortalama 45 ABD Doları olarak dikkate alınan varil fiyatının, bu rakamın çok üzerinde gerçeklemesiyle Libya bütçesinin 2010 yılında da fazla vermesi bekleniyor.

Libya'da 2009 yılında 9 bin 600 ABD doları olarak hesaplanan kişi başına düşen milli gelirin, 2010 yılında 12 bin 100 ABD doları düzeyinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor, 2011 sonunda da 13 bin ABD doları olması bekleniyor.

2009 yılında nüfusu 6,4 milyon olan Libya'nın, 2010'da 6,5 milyon olacağı tahmin edilirken, 2011'in sonunda ise 6,7 milyona ulaşması bekleniyor.

Uluslararası Para Fonunun (IMF) ve Libya resmi otoritelerinin beklenti ve projeksiyonlarına göre ise Libya'da 2009'da yüzde 2,4 olarak gerçekleşen enflasyonun, 2010'da 4,5 olarak gerçekleşeceği tahmini yapılırken bu yıl sonunda ise yüzde 3,5 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Yine IMF ve Libya resmi otoritelerinin beklenti ve projeksiyonlarında 2009 yılında ekonomisi yüzde 1,6 küçülen Libya'nın bu yıl sonunda yüzde 10,6, 2011'de de yüzde 6,2 büyüyeceği tahmini yapılmıştı.

KREDİ NOTU
Libya, olaylar başlamadan önce kredi derecelendirme kuruluşlarından da en yüksek not olan AAA alıyordu. Ancak, yönetim karşıtı gösterilerin yayılmasıyla birlikte kredi derecelendirme kuruluşları da not düşürmeye başladı.

Ülkenin kredi notunu bir hafta içinde iki kez düşüren Fitch, 2 Mart'ta Libya'nın ''BBB'' olan uzun vadeli kredi notunu üç kademe birden indirerek ''BB''ye çekti, görünümünü ise ''negatif'' olarak belirledi.

Standard & Poor's ise en son, Libya'nın uzun vadeli kredi notunu ''A-'' seviyesinden ''BBB '' seviyesine çektiğini ve not görünümünü ''negatif'' izlemeye aldığını bildirmiş, Libya'nın kredi notunda yeni indirimler olabileceği uyarısında bulunmuştu.

DIŞ TİCARET DENGESİ
IMF tahminlerine göre Libya'nın 2009 yılı toplam ihracatı 37,1 milyar dolar, ithalatı ise 22 milyar dolara olarak gerçekleşirken geçen yılki ihracatının 47,8 milyar dolar, ithalatının ise 25,3 milyar dolar olarak gerçekleşmesi bekleniyor. IMF tahminlerine göre, 2009 yılında 9,4 milyar dolar cari fazla veren Libya'nın, 2010'da 15,5 milyar dolar fazla vermesi bekleniyor.

LİBYA'NIN KONUMU
Yüzölçümü 1 milyon 759 bin 540 kilometre kare (Türkiye, Fransa, Yunanistan, Hollanda, Lübnan'ın toplamından büyük) olan Libya, yüzölçümü bakımından Afrika'nın dördüncü büyük ülkesi. Topraklarının yüzde 95'i çöl veya kurak araziden oluşan Libya'da yer alan, kuzeyde Akdeniz ve güneyde Ekvator Afrikası arasında bir kum denizine benzeyen Büyük Sahra Çölü'nün, yaklaşık 1300 kilometre uzunluğundaki büyük bir bölümü, Libya topraklarının tamamına yakın kısmını oluşturuyor.

İGEME'nin ''Libya Ülke Raporu''na göre ise Libya'da 1977'de tesis edilen politik sistem olan Cemahiriye, Devlet Başkanı Kaddafi'nin kaleme aldığı Yeşil Kitap'ta öngörülen fikirlere dayanıyor. Parlamenter demokrasi ve siyasi partilere yer olmayan bu sistemde halk yerel meclislerde doğrudan yönetime katılıyor. Yerel meclis başkanlarından oluşan ulusal Büyük Halk Komitesi Başbakan başkanlığında ülke yönetimini yürütüyor. Yeşil Kitap'*gunöre sistem sosyalizm ile İslami öğretinin bir sentezi. Hükümet üyeleri Devlet Başkanı Kaddafi tarafından atanırken, Kaddafi ise 1969'dan bu yana görevini sürdürüyor. Ülkede güçlü bir muhalif grup bulunmamakla beraber 1990'larda öne çıkan en yüksek ses ise İslamcılar. 2006 yılı Nisan ayında Bingazi'de düzenledikleri gösterilerle yeniden ortaya çıkan İslamcılar o dönemde etkili olamamışlar. Dönem dönem ordunun içinde ve ülkenin sosyopolitik yapısında büyük önemi olan aşiretler arasında muhalif hareketler görülse de bunlar şimdiye kadar başarı gösteremedi.

Kaddafi, Mart 2008'de Adalet, Savunma, İçişleri ve Dışişleri bakanlıkları haricindeki tüm bakanlıkların lağvedildiğini ve ayrıca petrol gelirinin doğrudan halka dağıtılacağını açıklamış, ancak daha sonra lağvedilen bakanlıklara yeni atamalar gerçekleştirmişti. Büyük Halk Komitesi'nin yeni gelir paylaşımı planına ''halkın hazır olmadığına'' karar vermesi üzerine her iki karar da bilinmeyen bir tarihe ertelenmişti.

Libya'nın 2003 yılında batının tepkisini çeken silahlanma programını iptal ettiğini açıklaması üzerine uluslararası ilişkilerinde iyileşmeler meydana gelmiş, ABD 30 Haziran 2006 tarihinde Libya'yı, Uluslararası Terörizmi Destekleyen Devletler Listesi'nden çıkarmıştı. Bu kararın ardından, ABD ile Libya arasındaki diplomatik ilişkiler yeniden başlamış, 5 Eylül 2008 tarihinde ABD Dışişleri Bakanı Rice ülkeyi ziyaret etmiş, ayrıca 36 yıl aradan sonra ABD'nin Libya'ya atadığı ilk Büyükelçi Aralık 2008'de görevine başlamıştı.

Diğer yandan Muammer Kaddafi, Afrika Birliği'nin 2009-2010 dönem başkanlığını yürütürken, kıta politikalarında sesini daha sık ve belirgin çıkarıyordu.

TÜRKİYE LİBYA İLİŞKİLERİ
Türkiye ile Libya ilişkilerine de yer verilen İGEME'nin ''Libya Ülke Raporu''na göre, Türkiye ile Libya arasındaki ikili siyasi temaslar asgari düzeyde bulunuyor. Ülke, 2001 yılından bu yana Türkiye'den Osmanlı idaresi dönemine ilişkin tazminat ve özür talep ederken, Libya'dan kaçırıldığı iddia edilen tarihi eserlerin iadesini istiyor. İtalya ile 30 Ağustos 2008 tarihinde imzalamış olduğu İtalyan işgal dönemine ilişkin tazminat taleplerini karşılayan dostluk anlaşmasının ardından Libya, Türkiye'ye yönelik benzer talepleri Türk bakan ve milletvekillerine Libyalı muhatapları tarafından çeşitli vesilelerle dile getiriliyor. Libya'nın İslam Kalkınma Örgütü (İKÖ) toplantılarındaki Türkiye'nin Kıbrıs karar tasarılarına da çekince koyduğu görülüyor.

2009 yılı itibarıyla nüfusunun 6,4 milyon olduğu tahmin edilen Libya, kilometrekareye düşen üç kişi ile dünyanın nüfus sıklığının en az olduğu ülkelerinden birini oluşturuyor. Nüfusun yüzde 85'i sahildeki şehirlerde özellikle Trablus ve Bingazi'de yoğunlaşırken Libya'da Arap ve Afrika ülkelerinden göçmen işçiye ihtiyaç duyulmakta olup, bu sayı 1 milyon civarında.


BÜYÜK YAPAY NEHİR PROJESİ
Libya'daki Büyük Yapay Nehir projesine 1984 yılında başlanmış olup, proje çöl boyunca 5 milyon metreküp/gün su taşıyacak ve ekilebilir alanları 150 bin hektar artıracak şekilde oluşturulmuş. Bu çerçevede güneydeki yer altı sularının sulama amaçlı olarak kuzeydeki sahil kesimindeki tarımsal alanlara getirilmesi amaçlanıyor. Proje dünyanın en büyük su nakil projesi olup, tamamlandığında 4 bin km'lik bir boru hattına ulaşacak. Proje hali hazırda inşaat halinde.

Ülkenin ekonomisi ise esas olarak petrol gelirlerine dayanıyor. Petrol geliri ihracat gelirinin yüzde 98'ini, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 25'ini ve kamu sektöründeki ücretlerin yüzde 60'ını oluşturuyor. Enerji sektöründen sağlanan önemli ölçüdeki gelir düşük nüfus ile bir araya geldiğinde, Libya kişi başına en yüksek GSYH'ya sahip Afrika ülkelerinden birisi.

Libya'da, 2007 ve 2008 yıllarında da etkisini hissettiren küreselleşmenin ve iletişim sektöründeki modernleşmenin etkisiyle devleti idare edenler kontrollü ekonomik faaliyetlerden yavaş yavaş uzaklaşmaya çalışıyor. Henüz serbest piyasa şartları oluşmayan Libya'da en az 3-5 yıllık geçiş dönemi gerekiyor. 2009 Ekim ayından itibaren Ekonomik ve Sosyal Reformlardan sorumlu olarak Yönetimde ikinci adam konumuna yükselen Saif-ül İslam Kaddafi bu durumu ''adım adım ilerlemek'' olarak resmen açıklamıştı.

Hükümetin 2009 yılındaki uygulamaları ve üst düzey bürokratların yıl içindeki konuşmalarına göre, uluslararası kuruluşların IMF gibi teknik desteğiyle birlikte, Libya petrole dayalı hantal ekonomik yapıyı devlet kontrolündeki özel sektöre dayalı sanayileşmeye kaydırmaya çaba sarf ediyor. 2008'de yüzde 4 olarak gerçekleşen büyüme oranları petrole dayalı ekonominin dışında da başlayan diğer sektörlerdeki büyümeyi gösteriyor. Libya'nın Uluslararası ekonomik ortama katılımının artması ve sürdürülen özel sektör yaratmaya dönük çabalar, önümüzdeki yıllarda petrol dışı sektörlerin yüzde 6-8 civarında büyüyeceğini gösteriyor.

Yıllarca sürdürülen millileştirmenin ve devlet kontrollü ekonominin Libya'yı, kontrol ettiği parasal güce rağmen beklenen ekonomik ve siyasi güce kavuşturamadığını gören Lider ve kadrosunun yeni yaklaşımı, perakende sektörü başta olmak üzere ''devletin kontrol ettiği özel sektörü'' teşvik ediyor. Ancak bunun eski alışkanlıkları nedeniyle oldukça kontrollü bir şekilde yapılması Libya'da bilinen anlamda serbest piyasa şartlarının oluşmasını engelliyor.

TÜRKİYE-LİBYA İLİŞKİLERİ
Yine İGEME'nin ''Libya Ülke Raporu'na göre 2000-2006 döneminde Türkiye'nin Libya'dan çok miktarda petrol ithal etmesi nedeniyle iki ülke arasındaki dış ticaret sürekli olarak Türkiye aleyhine açık verdi. 2007 yılından sonra ise Türkiye, Libya'dan ithal ettiği petrolü Rusya ve İran'dan almaya başlayınca bu ülkeyle dış ticareti fazla vermeye başladı ve dış ticaret dengesi Türkiye lehine artış eğilimine girdi. Bunun sonucunda Türkiye'nin Libya'dan ihracatı, bu ülkeden yaptığı ithalatın dört katına ulaştı.

Türkiye, geçen yıl Libya'ya 1 milyar 935,3 milyon dolar tutarında ihracat yaparken, bu ülkeden yaptığı ithalat ise 425 milyon 652 bin dolar oldu. Böylece Türkiye'nin Libya ile ticareti 1,5 milyar dolar fazla verdi.

Türkiye'den Libya'ya ihraç edilen belli başlı ürünler arasında demir-çelik çubuklar, Demir-çelik inşaat aksamı, çimento, plastik borular, demir-çelik yarı mamuller, kablolar, filmaşin, mobilya, elektrik transformatörleri, işlenmiş doğal taşlar, maden makineleri, alüminyum inşaat aksamı, prefabrik yapılar, mücevherat, buzdolabı, klima ve demir-çelik boruları yer alıyor.

SON İKİ YILDA TÜRK MÜTEAHHİTLERİ 7,6 MİLYAR DOLARLIK 124 PROJE ÜSTLENDİ
Türkiye'nin Trablus Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği verilerine göre, Türk müteahhitleri Libya'da sadece son iki yılda 7 milyar 627 milyon 229 bin dolar tutarında 124 adet proje üstlendi.

Öte yandan Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren ise Türk müteahhitlik firmalarının şimdiye kadar Libya'da 27 milyar dolarlık iş gerçekleştirdiğini, halen devam eden sözleşmelerin tutarının ise 16 milyar dolar olduğunu bildirdi.

Facebook Twitthis Furl

Bir İnsan Ölüme Ne Kadar Dayanabilir?

Bilimadamları sürekli insanlığı ölümden nasıl koruyabiliriz onun peşindeler. Bazı araştırmalar sonucu insanların ne kadar ölüme dayanabileceklerini ölçtüler.


National Geographic Aralık ayı sayısındaki Sağlık bölümünde insan vücudunun sınırlarını ölçtü. Geçtiğimiz Aralık ayında, Minnesota Duluth’ta 64 yaşında bir kadın buzda düşmüş ve eklem iltihabı (artrit) yüzünden düştüğü yerden kalkamamıştı. Saatlerce karda yatan ve vücut ısısı 21 dereceye inen kadının kalbi durmuştu. Ölümün eşiğini aşmak üzere iken doktorlar onu hayata döndürmüş ve bugün Bayan Duluth gayeet iyi durumda. Tıp bilimi durmaksızın insan vücudunun nelere dayanabildiğine dair yeni çözümler üretiyor.

Açlık (45 gün)


Vücut ağırlığınızın yüzde 30’unu kaybedin, her an ölebilirsiniz, ama açlıktan önce olasılıkla bir hastalık yüzünden. 

Susuzluk (7 Gün)


Günde kaybettiğiniz yaklaşık bir litre suyu yerine koymazsanız, bir haftadan fazla dayanmazsınız. 

Kan Kaybı(%40)


Kanınızın yüzde 30’u akıp gitse de yaşarsınız. Yüzde 40’a ulaşırsa acil kan nakline ihtiyacınız olur. 

Vücut Isısı(42 °C)

Gövdede vücut ısısı 42 dereceye çıkarsa sıcak çarpması geri döndürülemez ve sonuçları ölümcül olur.

Soğuk Su (4 °C)
 
Su vücut ısısını emer. Deniz 4 dereceyse, 30 dakika zor dayanırsınız. Can yeleği ısı kaybını yavaşlatır.  

Derin Dalış (86 metre)



Ekipman olmazsa çoğu insan 2 dakika dolmadan ve 18 metrenin altında bilincini kaybeder. En iyi serbest dalıcı 86 metre derinliğe ulaşmıştı. 

Yüksek İrtifa (4500 metre)

Çoğu kişi bilincini yitirir. Dağlık kesimlerde yaşayanların ciğerleri daha büyük ve alyuvarları daha fazladır. 

Sıcak Hava (150 °C)

Yanan bir binada veya bir madenin derinliklerinde bir yetişkin 150 derecede 10 dakika dayanır. 

Oksijen Yetersizliği (11 dakika)

Normalde 2 dakikada bayılırsınız. Eğitimle insanlar nefeslerini yaklaşık 11 dakika tutabilirler.

Facebook Twitthis Furl

Güneşe yaklaştıkça hava niçin soğuyor?

Dünyamızdaki ısının kaynağı güneş olduğuna göre ve bir dağın tepesi güneşe daha yakın iken orada hava niçin daha soğuk oluyor? Öncelikle şunu söyleyelim ki, güneş ile dünya arasındaki mesafeyi düşünürsek, bir dağın tepesine çıkmakla bu mesafedeki azalış çok önemsiz kalır.

Güneş dünyamızdan 149,5 milyon kilometre uzakta iken dünyamızdaki en yüksek dağın yüksekliği 9 kilometreyi bile bulmaz.

(Everest: 8.846 metre) Biz zaten her gün evimizde otururken dünyanın kendi çevresinde dönmesinden dolayı, dünyanın çapı kadar, güneşe 12 bin kilometre yaklaşıp uzaklaşıyoruz.

Elips şeklindeki yörüngesinde dünya güneşin etrafında dönerken güneşe en fazla yaklaştığı mesafe 147 milyon, en uzaklaştığı mesafe ise 152 milyon kilometredir.

Yani dünya zaten bir yıl içinde güneşe 5 milyon kilometre yaklaşıp uzaklaşmaktadır.

Bu durum dünyamızdaki ısıyı pek etkilemez, mühim olan ışınların dik gelmesidir.

Güneşin dünyamızda yarattığı sıcaklık, ışınlarının yeryüzünden yansıması ile olur.

Ondan sonra yükseldikçe nemli havada her bir kilometrede yaklaşık 6-7 derece düşer.

Yani Everest'in dibi ile tepesi arasında 50 dereceden fazla sıcaklık farkı olması doğal.

Bu sıcaklık düşüşü atmosferin birinci katmanına kadar böyle sürüyor.

Yani yeryüzünde ısı 25 derece iken 11 kilometre tepemizde -50 dereceye kadar düşüyor.

Bundan sonra sıcaklık değişiminin akıl almaz dansı başlıyor.

Atmosferin ikinci tabakası olan ve içinde ozon tabakası da bulunan 11.ve 48.kilometreler arasında hava ısısı bu sefer tam tersi yükseldikçe artıyor, tekrar sıfır dereceye kadar çıkıyor.

48.kilometreyi geçip 3.tabakaya girince ta 88.kilometreye gelene kadar tekrar düşüşe geçiyor.

Bu tabakanın sonunda, yani 88.kilometrede -80 derecelere kadar düşüyor.

Bundan sonra da sürekli yükselişe geçerek güneşe yaklaştıkça artıyor.

Güneşin yüzeyinden 2 milyon derece sıcaklıkla çıkan ışığın 149,5 kilometre yol kat ettikten sonra dünyamız yüzeyine yaşayabileceğimiz bir ortamı yaratacak şekilde bu kadar ince ayarla gelmesi hakikaten inanılmaz.

Yeryüzünde ısınan havanın yükseldiği doğrudur, ama hava bu enerjisini yükselirken harcar ve dağın tepesine ulaştığında çevre hava ısısı ile aynı ısı derecesine gelir.

Dağ tepelerinin soğuk olmasının bir başka nedeni dağ yüzeylerinin şekilleri dolayısıyla güneş ışıklarım dik alamamalarıdır.

Bu nedenle dağların etekleri bile serin olur, burada ısınıp yükselen bir hava tabakası bile oluşamaz.

Ayrıca dağdaki kayalarla birlikte kar ve buz da güneş ışınlarını fazla emmez ve çoğunu yansıtırlar.

Yeryüzünün ısınmasında bulutlar da önemli rol oynarlar.

Dikkat ederseniz bulutsuz geceler, bulutlu gecelerden daha soğuktur.

Çünkü bulutlar yerden gelen ısıyı tekrar yere yansıtırlar.

Dağ zirvelerinde ise ne bu sıcaklığı yere tekrar yansıtacak bulut vardır, ne de onu tutacak yoğunlukta atmosfer.

Facebook Twitthis Furl

Siyonizmin Dünya Siyasetine Etkileri

1897 Yılı İsvicre`nin Bazel kentide yapılan ilk Dünya Siyonist Konğresi (World Zionist Organization- WZO) Yahudilerin geleceğini tayin etmesi bakımından önemli ve Yahudi tarihinin dönüm noktasını teşkil eder. Bu konğrede alınan kararlar asağıdaki gibi özetleyecek olursak, Ortadoğu da uygulanan politakaların hangi amaca yönelik olduğu konusunda fikir edinmiş oluruz.

Haham Reichorn`un, 1869 senesinde Prag`da Simon Ben`in Yehuda`nın mezarı başında okuduğu nutuk, 1897 yılında İsvicre`nin Bazel kentinde Theodor Heriz`in başkanlığında toplanan, ilk Siyonizm kongresinde, Museviliğin doktorini olarak kabul ediliyor. Kongrede Allah`ın İsrail hükemasına vaadettiği, dünya hakimiyeti davasından kasıt edilen terakki ve Hıristiyanlara karşı kazanılan zaferler dile getiriliyor. Filistinde kurulması planlanan yahudi devletine hizmet için ant içiliyor. Başlıca bankalar, bütün dünya borsaları, bütün kredi kaynakları ve altının Yahudilerin elinde bulunmasının önemine değiniliyor. Önemli ve büyük kuvvetlerden kabul edilen basın, matbuat, tiyatro, sinema ve buna benzer tüm sanat dalları elimizde ve bizim kontrolümüzde bulunmalıdır deniyor. Demokratik rejimi övmek suretiyle, Hıristiyanları siyasi partilere ayırarak, milli birlikleri bozulup, aralarına nifak sokulmasının önemine işaret ediliyor. Sosyal adalet ve eşitlik adına köylüler kışkırtılarak, büyük çiftliklerin parçalanması isteniyor. Toprak sahibi köylülere yüksek faizle krediler verilerek, topraklar ipotek edilip, gayrimenkül edinilmesi tavsiye ediliyor. Altını kasalara çekerek, kağıt paranının piyasaya sürülmesi ve para değerinin Yahudilerce belirlemesi isteniyor. İşçilere yüksek ücret vaad ederek, bir taraftanda da zaruri ihtiyaç maddelerinin fiyatlari yükseltilip, daha çok gelir elde edilmesi planlanıyor.

İç huzuru bozacak ihtilaller tasarlanması, papazların rencide edilmesi, kiliseyle halk arasına ayrılık ve nifak sokulması tavsiye ediliyor. Bütün önemli mevkilere adamlar yerleştirilerek, Musevi olmayanlara avukat ve doktor tedariki öneriliyor. Bilhassa neşriyat ve tedrisatı istismar ederek, Museviliğe hizmet eden fikirler neşredilip, propoğanda tavsiye ediliyor. Erkek ve kızların Hıristiyanlarla evlenmelerine mani olunmaması fakat, kendi külütür ve manevi değerlerine bağlı kalınması öneriliyor. İktisadi hayatı kontrol altına alarak, siyaset ve örf üzerinde büyük tesirler gösterecek hürriyet fikrinin yayılması isteniyor. İhtiyaç halinde, gizli faaliyetler yaparak, hareket planı ve konak yeri saklanan, gizli istikbarat gücü kurulması isteniyor.( MOSAD kuruluyor ) Hükümet ve devlet adamlarına kanca atarak onları ve siyasti yönlendirip tahakküm altına alınması isteniyor. Her tarafta ayrılıkçı, terörist hareketlere destek verilmsine karar veriliyor. Filistin topraklarında Yahudi bir devlet kurulması için, her şeyin feda edileceğine dair yemin edilip, konğrelerin devamına karar kılınıyor. Bildiğim kadarıyla 1897 den 2004 yılına kadar geçen süre için de 40 kadar kongre icra edilmiştir.

Dünya Tarihinde benzeri görülmemiş bir metodla, DEVLET kuruluşunu gerçekleştiren bu konğrelerde alınan kararlar halen uygulanmaktadı r. Dünya hakimiyeti davalarına giden yolda, önlerine çıkan tüm engelleri bertaraf edecek, her yol ve her vasıta Yahudilerce mübah ve sevap sayılmaktadır. Başka dinler ve kültürler tarafından yapılması günah sayılan bütün eylem ve davranışları, siyonistler sevap olarak kabul ederler. Yalan söylemek, Yahudi olmayanları öldürmek, hırsızlık, iftira, ırza tecavüz, kadın ticareti vb ahlak ve vicdanın kabul etmediği fiilleri işlemek siyonizme hizmet olarak kabul gören iyi amel olarak değerlendirilir. Cihan tahtına oturmalarını sağlayacak olan mali oyunlar, borsalar ve bankaların kontrolünü ellerinde tutmak onlar için hayatı öneme haizdir.

Yukarıda ana hatlarıyla anlatmaya çalıştığım konğrelerde kabul edilen ilkeler yavaş, yavaş hayata geçirilerek, günümüz insanlığının başına bela olan terörist İsrail devleti yoktan var edilmistir. 1 ve 2. Konğrelerde alınan kararları yukarıda olduğu gibi özetledikten sonra, gelecek bölümlerde konğrelerde alınan onemli kararlara değinerek yazı dizimizi devam ettiremeye çalısacağım.

II. Bölüm
15-18.Agustos1898` Isviçre`nin Bazel kentinde toplanan 3. konğrede Theoder Heriz` konusmasına: 18.Ekim.1898 Istanbul ve 2.Kasım.1898` de Kudüste Alman İmparatoru Wilhelm`le yaptığı görüşmeyi anlatarak başlar. Siyonizmin devlet başkanları seviyesinde ilgi görmesinin önemine işaret ederek, hazırladığı rapuru üyelere sunar. Aynı raporda o günlerde Romanyada Yahudilere yapılan baskılar dile getirilir, Romanya yahudilerinin bir kısmının Kudüse göç ettirilmesini ister. Kudüse göç edenlerin istihdamı ve ekonomik durumlarının iyileştirilmesi için Londrada ANGLO PALASTIN adında bir şirket kurulması karara bağlanır. 1902`de Londra`da kurulan bu şirketin adı BANK L`UMI olarak değiştirilip merkezi Tel-Avive taşınır ve halen aynı isimde bir Banka olarak faliyetini sürdürmektedir.

26-30.Aralık. 1901 yine Bazelde 4. kongre toplanır. Heriz konuşmasına 15.5.1901 de İstanbul da Yıldız Sarayında Sultan II.Abdulhamit` le yaptığı görüşmeyi ve kolonilerin faaliyetlerini anlatarak söze başlar. Filistin`deki iskan çalismaları için 250.000-bin dolarlık bütce ister. Theodor Heriz, Yıldız Sarayında II. Abdulhamit`e İspanyadan kovulan Yahudilerin Osmanlı memleketlerine kabul edilmesinden duyduğu şükranı ifade ederek sıkıntılarını anlatır. Sultan`a Osmanlı idaresinde bulunan Filistin`de Yahudilere mülk edinme hakkı tanıdığı taktirde, Osmanlı Devletinin tüm dış borçlarını ödeyeceklerini, Avrupa kamu oyunu padişah lehine çevirip ve o sırada devleti meşgul eden Ermeni meselesinde yardım edebileceklerini söyler. Sultan Heriz`i dinledikten sonra onu uyararak her hangi bir işe karışmaması tavsiyesinde bulunup, teklifini reddeder. Bu dönemde Filistine yerleşmek isteyen Yahudilere ciddi bir kısıtlama sözkonusudur. II.Abdulhamitten yüz bulamayan Heriz, vakit kaybetmeden içte ve dışta Sultanın aleyhinde kampanya başlatarak, Ermenileri kışkırtıp 1905 `de başarısızlıkla sonuçlanan suikast girişimini örgütler. Suikast girişiminden sağ kurtulan II. Abdulhamit, Siyonizmin karanlık güçlerle girdiği politik işbirliği kanalıyıla 1909` da, Jön Türkler vasıtasıyla tahttan indirilir, İttihat ve Terakki iktidara getirilir. Böylece Filistine yerleşmede karşılaşılan sıkıntı da giderilmiş olur.

Yahudilerin Filistine yerleşmelerinden yana siyaset izleyen İngiliz devlet admı ve aynı zamanda başbakanlıkta yapan Josheph Chamberlain, Uganda veya Dogu Afrikada geçici, otonom bir Yahudi idaresine sıcak bakar ve Ugandayı tamamen onlara vermeyi teklif eder. Siyonistler Filistinde ısrar ederek teklifi geri çevirmişlerdir. Yahudilerce baş tacı edilen Chamberlain Yahudi yanlısı tutumuyla, Balfour deklerasyonunun ilanına sebep olan ortamı hazırlayan kişidir.

1-14.Eylül.1921 Karlsbad Cekoslovakya Araya 1. Dünya harbininde girmiş olmasından dolayı 7. Siyonist konğresi tehirli toplanır. Gündemin en önemli maddesi 2.11.1917`de İngiliz diş işleri bakanı sıfatıyla Arthur James Balfour imzasıyla, Yahudi banker Lord Rotchil`e yazılmış, Yahudilere Filistin de bir devlet vaadeden Belfour deklersyonu, gündemin ana maddesidir. Bu deklerasyon Siyonist hareketin başarı ve dönüm noktası olmuştur. Konğrede tartışılan gündem maddelerinden kısa bilgiler vercek olursak.
a) Belfour Deklerasyonu.
b) Filistinin Türklerden alınıp İngiliz işgaline uğramasını sağlamak.
c) Rusyada desteklenen “Bol Şevik“ ihtilalinin başarılı olmasında yardımcı okmak.
d) Ukraynada Yahudiler aleyhine yürütülen kitle hareketleri
e) 1920`de Londrada kurulan “Keren Hayesod“ adlı finansman şirketinin sağladığı mali destek.
f) Siyonist harekatin Amerikada geliştirilip güçlendirilmesi.
g) İngilizler tarafindan Filistinde kurulan manda idaresiyle ilişkiler.
h) Kudüste İbranice dili ile eğitim yapan Üniverste kurulması fikri.
i) Filistinde kurulan yahudi ajansı ( JEWISH AGENCY ) faaliyetleri ( bugünkü MOSAD )

Savaş sonrası durum ve Balfour deklerasyonun sağladığı destekle, Almanyada bulunan hareket merkezi İngiltereye taşınarak, İngiltere Siyonist harekatın kalbi sıfatını kazanmıştır. Fakat daha sonraları İngilizlerin, Filistinde kurduklari manda idaresiyle Yahudilerin arası açılmıstır. Manda idaresi giderek sertleşen tutum izlesede koloniler için bazı kararlar almıştır. Kongre başkanı Chaim Weizman İngilizlerin tutumunu eleştirmiş olsada eleştiriye karşı çıkan gurup, İngilizlerin desteği olmaksızın hiç bir başarı sağlanamayacağı ve İngilizlerle ilişkilerin acilen düzeltilmesi gerketigini savunarak, ilişkilerin düzeltilmesi için karar aldırtmıştır.

Mayıs 1936`da İngiliz Hükümetinin, Viscount Peel başkanlığında kurduğu bir komisyon, Filistinli arapların Yahudilere karşı saldırılarını önlemek için, Filistinin bir bölümünde Yahudi devletinin ilan edilmesine sıcak bakmışlardır. Siyonistler ise, Filistinin Tamamı dahil, Ürdünü de (Transjorden) içine alan bir devlette ısrar ettiler. Yaklaşan II. Dünya harbi nedeniyle, İngilizler Yahidilerle ilişkilerinde biraz mesafeli durarak, işgal altında bulunan Filistine olan göçe sınırlama getirmişlerdir. Diğer taraftan Amerikada Siyonis hareket II. Cihan harbi esnasında iyice güçlenerek, hükümet ve devlet adamlarına tesir edeblimiştir. 1942`de Niwyork`ta yapılan Siyonist Konferansta, Amerikanın desteğini sağladıkları için, İngilizlerin Filistin Topraklarını dört `konton` a ayırma (Yahudi-Arap – Kudus-Negev) planını kabul etmediler. II. Dünya harbinde, Nazilere karşı müttefiklerle ittifak eden Siyonistler, Almanyanın destkeledigi Filistin Araplarına karşı savaşarak, tekrardan İngilizlerin desteğini sağlamış oldular. Harbin sonu bir anlamda Filistinde, İngiliz-Yahudi- Arap hesaplaşmasının başlangıcı olmuştur.

III. Bölüm
II. Dünya Harbinden sonra 22. konğre 9-24.Aralık.1946 Bazel-İsvicre de tekrar toplanır. Nazilerin Yahudi soykırımı ve durum değerlendirmesi yapılır. Konğre de İngilizlerin, Filistin de dört konton, federatif yapılanma fikri olan Marrison – Grady Planı rededilir. Siyonist başkan Weizman, Amerikan başkanı Harry Truman`ın yahudilere olan desteğine güvendiği için, yıllarca kullandıkları İnglizlere karşı çıkar ve teklifi kabul etmez. Federasyon değil bağımsız devlet taleplerinde ısrar eder.

1897 Bazel`de kuruluşu ilan edilen Yahudi devletinin adım, adım ilerleme kat ettiği önemli tarihleri şu şekilde verebiliriz. 1917 Balfour deklarasyonu, 1922 “Manda idaresi“, 1947`de devletin adının İsrail olarak ilanı, 14.Mayıs 1948 İsrail Devletinin kuruluşu tarihin dönüm noktasıdır. 1949 ise “Ayıbalığı Avı“nın sonu olan İSRAİL Devletinin Birleşmiş Milletler üyeliğine kabul edildiği tarihtir. Bugün dünyada tek örnek olan şeriat düzeniyle yönetilen totaliter bir devlet, birleşik devletler eliyle kurulmuş olur.

İsrail Devletinin ilk başbakanı olan Ben Gurion, II. Abdulhamit idaresine karşı, içerideki azınlıkları örgütleyen, İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu çok iyi Türkçe konuşun başbakandı. Ayrıca İsrail`in ikinci Cumhurbaşkını olan, Ben Zwi de Ermeni ve diğer azınlıkları örgütleyip kışkırtanlardan birisidir. Yahudi devletinin kurulmasında en büyük engel Osmanlı İmparatorluğu olduğu için, bu engel bir şekilde bertaraf edilmeliydi. Bu amaçla 13.5.1901 de II Abdulhamit le mutabakat sağlayamayınca, o tarihten sonra Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı için sürdürülen yoğun faliyetleri, Ben Gurion ve Ben Zwi organize etmişlerdir. Bu iki zat, Osmanlının gerçek cellatlarıdırlar.

Siyonizm Hareketi, İsrail Devleti kurulduktan sonra ilki 14-30.Agustos. 1951` de olmak üzre, 23 ten 30`a kadar olan konğrelerini Kudüs`de yapımıştır. Bu konğrelerde alınan kararlar bugün İsrail`in yürüttüğü politikaların esasını oluşturur. Konğrelerde alınan en öncelikli kararlar arasında, İsrail devletinin, Siyonist faliyetleri gevşetmemesi oluyordu. Ve yine bütün cihanı bu güne kadar idare eden, büyük bilgin ve önderlerin tuttukları yoldan ayrılmadan “Nusha-i Kübra“ hedefimiz olmalıdır deniyordu. Siyon önderlerinin dünya siyasetinden hiç bir zaman elinizi çekmeyiniz uyarısını dikate alarak, “Görünmeyen Güç“ olmaya devam etmeliyiz deniyordu. Çünkü “Görülmeyen Gücü“ hiç kimsenin yıkamayacağı, hiçlikten yaratılan İsrail devletinin nihai hedef olamadığı, Allah’ın yeryüzünde bize vaadettiği cihan hakimiyeti davasına koşarak gidelim deniyor ve bazı kararlar alınıyordu.
a) Yahudi halkinin İsrail merkez olmak şartıyla birliği ve bütünülüğü.
b) İsrail`in devlet olarak varlığının devamı ve kuvvetlendirilmesi.
c) Kendi Aramızda Peygamber idealleri ve adaletinin temeline dayalı bir sulh uygulanması.
d) İsaril e Yahudi göçünün hızlandırmak ve yeterli durma getirmek.
e) Yahudilerin İbranice öğrenmelerini teşvik ve temin etmek.
f) Yahudi halkının eğitiminin İbrani Dili ile yapılması.
g)Yahudi ruhu ve kütlür değerlerinin korunarak hakların her yerde muafaza edilmesi karara balanıyor.

1982 Kasımında Kudüs te yapılan 30. Dünya Siyonist Konğresinde, başkan Arye L. Dulzin bütün sıkıntılara rağmen savunmadan ve entellektüel faaliyetlerden vazgeçmemelerini tavsiye ediyor. Sabır ve tahammülün başarıyı sağlayan en etkili silah olduğunu hatırlatıyor. Dulzin, İsrail devletinin durum ve tutumunun “Diaspora“daki ( İsrail sınırları dışındaki Yahudilre DİASPORA denir) Yahudilerin durumuna sirayet edeceği gorüşünden hareketle, “Isail siyonist ve moralist oldukça, dışardaki Yahudiler de Siyonist kalacaklar, moral ve ruhi yönden gelişeçekler“ diyor ve bundan sonraki konğrelerin, İsril dışında yaşayan Yahudilerin bulunduğu ülkelerde yapılmasını tavsiye ediyor ve 31. konğrenin Viyanada yapılması kararlaştırılıyordu.

İsrail`in yeni hedefleri askeri ve siyasi organizasyonla ilgilidir. Bu bakimdan İsrail dışında bulunan Yahudilere, Siyonist politik hareketleri için görevler veriliyor. Dışarıda bulunan Yhudilerin bu hizmetleri, İsaril için hayati önem taşiyor. Siyonizm davası Yahudiliğe kendi kaderini, kendisine çizdiren ve onu başkalarının elinde piyon olmaktan kurtaran bir hareket olarak değerlendirilmelidir. Fakat bütün bunlarla berarber, Siyonizm henüz hedefine varmış olarak görülmüyor. Siyonizim İsrailin kuruluşunda öncül olduğundan hareketle Yahudi milletinin kendine olan güvenini sağladı deniyor.

19. Asrın ortalarında Theodor Heriz`in önderliğinde siyasi olarak başlatılan Siyonist hareket, 1948 `de bugün dünyanın başına bela olan “Terör Devletini“ İsraili doğurmustur. Bir asır öncesinden bankaların, borsaların, kredilerin, basının, tiyatroların kendi denetimleri altında olduğunu idda eden Siyonizm; Şimdi de bütün dünyanın kaderinin kendi ellerinde olduğunu idda edecek kadar küstahlaşmıştır. Güç ve cesaretini rüşvet, entrika, terör ve tehditlerle ısbat eden ve böylece millet ve devletleri sindirme yollarına başvuran Siyonistler, her zaman, her yerde insanlığı aldatarak, masum ve mazlum millet olduklarını beceriyle kabul ettirmişlerdir. Gaye için her vasıtayı mubah gören Yahudilik, bazan komünist, bazan liberal, bazan demokrat, bazan kıralcı ve bazanda cumhuriyetçi olabilmiştir. Fakat o her zaman ajan, muhbir, casus ve provakatör olarak, günümüzde de faaliyetlerini sürdürmektedir. Amerikanın eski başkanı Bill Clinten gerçek tehlikeyi bildiği için, gelişen olaylarda dikkatlerin Yahudi oyunları üzerine odaklanmasına çalışmıştır.

Peygamberleri öldüren ve Allah ( cc ) tarafındanda lanetlenmış kavim olan İsrail ogulları, Hıristiyan ve İslam dünyasını güçsüz bırakmak için, aralarına mesep fitnesi sokarak önce ümmet birliğini bozmuştur. Yer yüzünün dini inançlar üzerine kurulu tek Yahudi Şeriat devleti İsrail dir. M.S. 70 de Yahudileri Filistinden çıkaran general Tutis ve Hıristiyanlardan tarihi intikamını almış vede Hıristiyanları n sempatisini kazanmıştır. İsrail devletinin ideolojisi kin, öfke ve nefret üzerine kurulu felsefeler içermektedir. Hıristiyanlardan sonra sıra araplar ve müslümanlara gelmiştir. Bu konuda iki düşmanı birbirine kırdırarak intikam paronoyasını tatmin etmek istemektedir. Önce araplar arasında birliği bozarak, Filistine gelmesi muhtemel yardımların önünü kesmiştir. Mısır örneğinde olduğu gibi, arap alemi ve İslam ülkeleriyle diplomatik ilişkiler kurmayı`da başarmıştır. İsrail bolgede sürekli huzursuzluk üreterek Lübnan da aynı ırktan olan Araplarla Hıristiyan Müslüman çatışmasının provasnı yapmıştır. Hiç bir amaca yönelik olmayan İran, Irak savaşını tezgahlayıp Şia, Sunni çatışması yaratarak İslam birliğini parçalamıştır. En tehlikeli gördügü beyinsiz Saddamı, ajanları vasıtasıyla kışkırtarak Arap dünyasının Tek Lideri olarak doldurup, Kuveyti işagal ettirip, bölgede oluşan huzursuzluk ve istikrarsızlık ortamından her firsatta faydalanmasını bilmiştir.

Siyonizmin dünya siyaseti üzerindeki kanlı eli bilinmesine rağmen ne Birleşmiş Milletler, nede başka bir kuruluş hesap sorma cesaretini gösterememiştir. Aksine Yahudiler yurtlarından ve İspanya gibi ülkelerden sürülerek, Nazi zulmüne maruz kalan mazlum millet olarak kabul edilirler. Hiç bir kimse çıkıpta bukadar masum bir millet olsaydınız gittiğiniz ülkelerden sürülmez, himaye görürdünüz diye sormamıstır. Bence Siyonistlerin dünyada çevirdikleri entrikaları bilip sesiz kalan liderler, onlara olan sempatilerinden değil, korkularından dolayı sesiz kalmaktadırlar. Çünkü bugün dünyanın en güçlü lobisi Yahudi lobisidir. Kimi liderleri ya para karşılığında satın almışlar, yada tehdit ve santajla kendilerine boyun eğdirmektedirler.

IV. Bölüm
Yakın Tarihe bugüne dönecek olursak dünyada Müslümanlar ve İslam aleyhinde yürütülen kampanyaların altında da Siyonist hareket bulunmaktadır. Uluslararası camiada İslamın prestijini sarsarak, İslamla terör özdeşleştirilmek istenmektedir. 11-Eylül hadisesine dönecek olursak, öylesine çaplı bir olayı, zora gelince başını deve kuşu gibi kuma gömen entarili Bin Ladin`le dört sümüklü arabın organize edeceği bir iş olmadığını dünya alem bilmektedir. 11-Eylül hakkında oluşan kanaat CIA veya MOSAD`ın parmağı olmaksızın böylesi büyük çapta bir organizenin yapılamayacağıdır. Al Kaide neden can düşmanı kabul ettikleri Yahudilere ayit işyerlerine, İsaril hedeflerine, elçilik veya temsilciliklere saldırıda bulunmuyor? İsrail hedeflerinin cok iyi korunduğu idda edilecek olursa en az Pentagon kadar iyi korunduğu kabul edileblir. İnsanın Bin Ladin ve Kanlı örgütünüde Siyonistlerin yönlendirdirdiği ihtimalini düşünesi geliyor. 11-Eylül ve sonrasında teröristlerin saldırılarına maruz kalan ülkelere baklırsa, daha çok Yahudilerin intikam almak veya İslam fobisi yaratmak istediği ülkeler hedef alınmaktadır, İspanya örneğinde olduğu gibi.

Son Danimarka olayı ve Bill Clinton`ın mesajina dönecek olursak, kontrolden çıkma ihtimali yüksek olan tepkilerin önlenmesi için Danimarkanın takındığı tavır anlaşılır gibi değil. Basın ve ifade özgürlüğü arkasına sığınarak, kendini beğenmiş bir tavırla, 1.5 Milyar Müslümanın duyarlılığını görmemezlikten gelmenin altında başka neden aramak lazım gelir. İdda edildiği gibi gerçekten basın özgürlüğüne saygı duyluluyorsa, karikatürleri yayınlayan, Jyllands Posten gazetesinin olaylara sebep olan kültür müdürü Filemming Rose` nin işine neden son veriliyor? Aslında Flemming Rose de kendisini piyon olarak kullananlara imalı bir mesaj vererek, görevini tam olarak yerine getirmediğini, işinden ayrılmadan, gider ayak, İran`ın Yahudilere uyguladığı idda edilen soykırımı karikatürize edip işten ayrılmak istiyor. F. Rose neden sorumsuz davranıyor? Yahudi hayranı bir kişi olarakmı? hatırı sayılır para aldığı içinmi?, yoksa kendisi Yahudi olup davasına hizmet etmek içinmi karikatürleri yayımladi? Aslına bakılırsa Bill Clinton gibi F. Rose`da, gizlilik ve ima içerikli bir mesajla adresi açıkladı. F. Rose`nin Yahudilerle olan ilişkisi iyice araştırılıp ortaya çıkarılmadıça konu aydınlanamaz.

Eski başkan Mr. Clinton`ın Arafatı muhatap alıp, İsrail, Filistin sorununu barışcı yollardan çözme girişimi Siyonistleri hosnut etmemiştir. Başkanı istedikleri gibi etki alanına alamayan Siyonistler, onu para karşılığın da satın alamadıkları gibi, Mr Clinton tehditleri de ciddiye almayıp, inandığı istikamette yola devam ettiğini düşünüyorum. Mr. Clinton dönemi Sovyet blokunun parçalanma sürecine tesadüf etmesine rağmen, Balkanlar hariç genelde sakin bir dönem geçirildi. Bence sözkonusu sukünette Bil Clinton`in dünya görüşü ve siyaseti önemli rol oynamıştır. Fakat Yahudi bu, boş dururmu Monica Lewinsky`i Clinten`ın sadece oval ofisine değil, yatağına kadar sokarak, başkanı küçük düşürme koplosundanda ıstediği sonucu alamamıştır. Bil Clinton taşıdığı sorumluluk gereği, kariyerine etki edecek ve dünyanın gözünde küçük düşürme komplosuna rağmen, taviz vermedi mahkemede hesap vermeyi tercih etti. Bill Clinton umarım Siyonist ve Yahudi oyunlarına cesaretle karşı koyabilen güçlü ve cesur bir lider olarak tarihte ki müstesna yerini alıp, hafızalarda kalacaktır.

Danimarka başbakanı Rasmussen’i ne gibi bir komployla satın aldılar tesbit etmek çok zor görünüyor. İfade ve basın özgürlüğü kisvesine sığınarak, ülkesinin hem ekonomik ve hem de dış itibarını zedeleyen gelişmeler karşısında sorumsuz davranabilmekte. Bill Clinton`dan farklı olarak kendisi ve ailesinin hayatı sözkonusu olabilirmi bilemem. Rasmussen`in bu kadar sorumsuzca yaklaşımını, aşırı dindarlık, yada Yahudi hayranlığı gibi sebeplere bağlamak, çok basit ve gerçekçi bir gerekçe olarak görünmüyor bana.

Kanaatime göre çagımızda anti Siyonizm ve anti Semitizm`in en sönük devrini yaşadığı bu dönemde, Hıristiyan ve Müslümanlar arasında vuku bulacak bir çatışma ve gerginlik, en çok Yahudilerin işine yarayacaktır. Siyonistler oluşacak fırsatları çok iyi değerlendirerek, dünya hakimiyeti davalarına daha kolay zemin hazırlayacaklardı r. Oynanan oyunun gayesi, Siyonist harekete düşman olarak gördükleri iki dini, Hıristiyanlık ve İslamı birbirine kırdırarak zayıf ve etkisiz hale getirmektir.

Hıristiyan ve Müslümanlar olaylara aklı selime uyun hareket ederek, Siyonist oyunlarını bozarak, sorunları dialoğ içinde çözmelidirler. Yakıp yıkmak, kırıp dökmek, dünya barışını tehlikeye sokmaktan başka, Yahudilerin ekmeğine kaymak ve bal sürmek olur. Yapılması gereken, bütün bu olaylarda İsrail`in oynadığı rol açığa çıkartılarak, İsrail`in yeryüzünün şeriatla yönetilen tek terorsit devleti olduğunu bilmek ve 10.Kasım.1975 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı ile, Siyonizmin bir çeşit ırkçılık ve ırk ayrımı politakaları savunduğu için 3379 sayılı kararla Siyonizmi ırkçı olarak nitelendirmiş olduğu gerceğini dikkate alarak ilişkiler geliştirilmelidir. .. SON

Metin YAZAREL

Kaynaklar:
Nature of Anti-semitism History of Jewihs in Engeland.
The Politics of Anti-semitism by Alexander Cockburn.
The Case Against Israel by Michael Neumann.
They Dare to Speak Out People and Institutions Confront Israel ’s Lobby by Paul Findley.
The Holocauts Industry: Reflections on the Exploitation Of Jewish Suffering, New Edition by Norman G. Finkelstein.
The Israeli Holocaust Against the Palestinians by Michael A. Hoffman.

Metin YAZAREL  Tarih : 18.07.2008

Facebook Twitthis Furl

Yalan makinesi nasıl çalışır?

Televizyondan veya gazetelerden, bizde pek olmasa da ABD'de polis sorgulamalarında gerektiğinde bir sanığın yalan makinesine bağlanarak, doğruyu söyleyip söylemediğinin kontrol edildiğini görmüş veya okumuşsunuzdur.

Hatta ABD'de FBI veya CIA gibi çok önemli devlet görevlerine alınmaya aday memurlara da bu test uygulanmaktadır.

Tolygraph' denilen bir alet ile sanığa 4-6 adet sensör bağlanır.

Bu sensörlerden gelen çeşitli sinyaller, dönmekte olan bir kağıdın üzerine grafik olarak kaydedilir.

Bu sensörlerle sanığın,

- Nefes alış hızı.

- Nabzı.

- Kan basıncı (tansiyonu).

- Terleme miktarı.

kayda alınır.

Bazı yalan makinelerinde kol ve bacak hareketleri de kaydedilir.

Yalan makinesi testi başladığında, sanığa önce 3 veya 4 basit soru sorulur.

Bu şekilde sanığın verdiği sinyallerin düzeni öğrenilir.

Daha sonra gerçek sorular sorulmaya başlanılır ve sinyaller kayda alınmaya devam edilir.

Test süresince ve sonrasında bir uzman grafikleri sürekli.

kontrol altında tutarak, hangi sorularda sinyallerin değiştiğini tespit eder.

Kalp atışının hızının artması, tansiyonun yükselmesi ve terleme genellikle yalan söylemenin belirtileridir.

İyi eğitilmiş bir uzman grafiklere bakınca nerede yalan söylendiğini derhal anlayabilir.

Her şeye rağmen, insanların soruları yorumlamaları ve tepkileri farklı olduğundan, yalan söylerken farklı davranabildikle-rinden, bu test mükemmele ulaşmış değildir, bazen yanıltıcı olabilir ve kesin delil kabul edilmez.

Facebook Twitthis Furl

Somali bu günlere nasıl geldi?

IMF'ye bağımlılık ve iç savaş, Somali'yi bitirdi
Günlerdir içimizi parçalayan Somali görüntülerinin altında yıllardır devam eden bir iç savaş ve ülke ekonomisini mahveden IMF'in katı uygulamaları yatıyor. Son 60 yılın en kurak dönemini yaşayan Somali zengin petrol ve maden kaynakları, verimli toprakları ve arazileri ile dikkat çekerken, ülkenin çökmüş mali yapısının arkasında Dünya Bankası'nın uygulamaları var.


Dünyayı sarsan Somali'deki açlık görüntülerinin altında yıllardır devam eden iç savaş ve ülke ekonomisini mahveden IMF'nin katı uygulamaları var. Her ne kadar son 60 yılın en kurak dönemini yaşıyorsa da, aslında zengin petrol ve maden kaynakları, verimli toprakları ve tarım arazileri ile dikkat çeken bir ülke Somali. Ancak 1980'lerde IMF ve Dünya Bankası'nın tavsiyeleri, ülkenin malî yapısını çökertti. Ardından gelen iç savaş da yıkımın tuzu biberi oldu ve ülkedeki kaynakların kullanılması engellendi. Uzmanlara göre, Somali, sömürge devletlerinin vazgeçilmez sonunu yaşıyor.

19. yüzyıldan beri İngiltere, Almanya ve Portekiz'in sömürge ve hâkimiyet sahası haline gelen Somali, 1885'te İtalyan hâkimiyetine girdi. 1885'ten 1927 yılına kadar ülke topraklarını işgal altında tutan İtalya, ülkenin ismini 'İtalyan Somalisi' olarak değiştirecek kadar ileri gitti. Bu sırada ülkenin kuzeyinde ise İngiliz hâkimiyeti sürmeye devam etti.

Ülke yönetiminin sürekli el değiştirmesi, tarım ve ekonomide yapılan ciddi yatırımların da başarısız olmasına neden oldu. 1960'ta bağımsızlığını kazanan Somali, 20. yüzyılda da bir türlü savaşlardan başını kaldıramadı. Önemli petrol kaynakları olan ülke, stratejik konumu nedeniyle Soğuk Savaş sırasında taraf olmak zorunda kaldı. Hem ABD hem de Sovyet Birliği, Somali aracılığıyla Basra Körfezi'nden geçen petrol kaynaklarını kontrol etmek istedi. Bu nedenle Somali önce Rusların yanında yer aldı ancak sonra iki ülkenin arası açılınca ABD tarafına geçti. Bu dönemde uluslararası petrol firmaları ülkenin kaynaklarını cömertçe kullanmaya başladı.

1970'lerde ara sıra kuraklık yaşansa da, Somali açlıkla hiç bugünkü kadar yüz yüze gelmemişti. Ekonomik olarak zengin bir tarihi bulunan ülke, aynı zamanda verimli tarım alanlarına sahipti. Merkezî sulamayla yapılan çiftçiliğin yanı sıra hayvancılık yapılan alanları vardı. Kendi yiyeceğini üreten ve ürettiği kendine yeten ülke, devletin çöküşüyle açlıkla da tanıştı. 1980'lerde Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın aldığı tedbirler, Somali tarımını bitirerek, ülkeyi dışa bağlı hale getirdi. Sonrasında Somali devalüasyonların sistematik hale geldiği, ithal tahıla bağımlı, 'IMF uyum programına' zincirli bir ülke oldu.

1991'de ülkenin kuzey ve güneyindeki aşiretler ayaklanarak, Muhamed Siad Barre yönetimini devirdiler. Ardından ülkenin kuzeyi "Somaliland" ismi ile bağımsızlığını ilan etti. Böylece yıllarca devam edecek iç savaş başlamış oldu. Bu süreçte uluslararası finans kuruluşları hükümeti devrik, iç savaşla boğuşan bu ülkenin bitişini geriden izlemekle yetindi. Böylece verimli toprakları, zengin petrol kaynakları, balıkçılık imkânı ve yağış alan bölgeleri olmasına rağmen, Somali açlık ve ölümle pençeleşmeye başladı. Hükümetin tarıma yaptığı yatırım gücü azalınca, üretim altyapısı da çöktü. Tarım toplumu olmasına rağmen, halk gelen hazır gıda ve yiyecek yardımları nedeniyle çiftçiliği bıraktı. En iyi tarım alanları bürokratlara, ordu mensuplarına ve hükümetle bağlantısı olan tüccarlara tahsis edildi.

Şebab, bölgeyi insanî felakete sürükledi

Ülkedeki iç savaş 2006'da El Kaide ile bağlantılı Şebab örgütünün, saldırıları artırarak başkent Mogadişu dâhil ülkenin güneyini kontrol altına almasıyla farklı bir boyut kazandı. 2009'da sahil şeridine yerleşen örgüt, baraj ve gölet inşasının yanı sıra balıkçılığı da engellemeye başladı. Örgüt 2009'da, "casuslara yataklık yapabileceği ve İslamî olmayan yaşam tarzını teşvik edebileceği" gerekçesiyle kontrolündeki güney kentlerine uluslararası yardım kuruluşlarının yardım dağıtmasını da durdurdu. Böylece bölgeyi insanî bir felakete sürükleyen Şebab'ın baskıları ölümlerin de artmasına sebep oldu.

Somali'de uzun zamandır süren devlet otoritesi yokluğu, deniz korsanlarını da büyük tehdit haline getirdi. Somalili korsanların eylemlerini artırmaları üzerine NATO, 2008'de Somali açıklarında korsanlarla mücadele operasyonlarına başladı. Bu süreçte dev güçler, ülkenin korumasız denizlerini nükleer ve diğer zehirli atıkları boşaltma alanı olarak kullanmaya başladı.

Bunun yanı sıra Somali kendi sularını ve balık alanlarını koruma ve kontrol gücünden yoksun olduğu için 2005 yılında bir sezonda 800'ün üzerinde yabancı balıkçı gemisi Somali sularında kaçak avlandı. Bu kontrolsüz, düzensiz ve yasa dışı gemiler yıllık 450 milyon dolarlık deniz ürününü Somali denizlerinde avladılar. Ülke açlıkla kıvranırken, yanı başındaki protein kaynakları da yok edildi. Yasal olarak faaliyet gösteren balıkçıların geçim kaynakları kurutuldu. Bu yıl son 60 yılın en kurak dönemini yaşasa da, talihsiz Somali halkının başından gelenleri sadece bir 'doğal afet' olarak tanımlamak çok zor.
TUĞBA KAPLAN İSTANBUL - 15.08.2011 

Facebook Twitthis Furl

İnsanlar neden alyans takar?


İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır'da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine inanıyorlardı.

Evlilik bağının simgesi olarak bitki sapları kullanılarak yapılan alyans, yuvarlak şekliyle yüzyıllardır kadın ve erkek arasındaki sonsuz sevginin, sonsuz mutluluğun, sonsuz beraberliğin ve sonsuz bağlılığın simgesi olarak kullanılıyor.

Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.

Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu.

Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir adet olarak kaldı.

Facebook Twitthis Furl

Patlamış mısır nasıl patlıyor?

Patlamış mısırın hikayesi beş bin yıl evveline, Amerika kıtasına kadar uzanıyor.

Amerika yerlileri gıda için kullanılacak mısır ile içi daha sulu olan patlayabilir mısırların arasındaki farkı biliyorlardı.

Kolomb kıtaya ayak bastığında yerlilerin mısır kültürünü gördü, ama asıl ilgi 1510'lu yıllarda Güney Amerika'da terör estiren Hernanda Cortes'in Aztek'lerin dini ayinlerde ipe dizilmiş patlamış mısırları yediklerini görmesi ile başladı.

Üstelik yerliler mısırı bir çeşit şişe geçirerek, tekrar tekrar ısıtarak veya kızgın kuma gömerek değişik şekillerde patlatarak yiyorlardı.

Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa'ya getirilen ürünlerin içinde en ünlüleri patlamış mısır ve tütündü.

Birincisine çok fazla yağ ve tuz ilave etmezseniz, kesinlikle ikincisinden daha sağlıklıdır.

Ancak tüm mısır taneleri patlamaz.

Patlayan mısırın gizemini yaratan iki faktör vardır: Mısır tanesinin içinin çok güzel bir ısı geçiş özelliği ve müthiş bir mekanik mukavemete, yani sağlamlığa sahip kabuğu.

Mısıra dikkatli bakıldığında, etrafında kalın ve su geçirmez bir kabuk olduğu görülür.

Bunun altında iki tabaka daha vardır.

Tanenin bu iç kısımlarındaki moleküllerin sıralanış biçimi, normal mısır tanelerine göre daha düzenlidir.

Bu sayede ısı normal tanelere oranla neredeyse iki misli hızla içine yayılabilir.

Kalın kabuk ısıtıldığında, tanenin içi de süratle ısınır ve içindeki su, basınçlı bir su buharı oluşturur.

Isınma süresince gittikçe artan bu basınç, sonunda kalın kabuğun adeta infilak ederek yırtılmasına yol açar.

Tane ilk boyutundan yaklaşık 30 misli büyür, içi dışına gelir, yani tanenin içindeki yumuşak kısım dışarı çıkarak yenilebilir kısmı oluşturur.

Bu özelliği tabiatta başka hiçbir şeyde göremezsiniz.

Belki biraz ekmeğin oluşumunu buna benzetebiliriz.

Bir mısır tanesinin ideal bir şekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oranında su olması gerekir.

Bunun altındaki oranlarda yine patlar ama kısmen açılır, istenen sonuç alınamaz.

Mısırın içersindeki su oranını artırmak için, kapalı bir ortamda üzerine su serpiştirilmesi ve beklemeye bırakılmasının faydalı olacağı söylenir ama bu işlem mısırın içindeki su oranını en fazla yüzde l arttırır.

Bir mısırı iğneyle delerseniz, bir fırında veya güneş altında bekletirseniz, 150 derecenin altında ısıtırsanız, yukarıda bahsedilen suyun buharlaşması, basınç ve infilakın hiçbiri gerçekleşmez.

Facebook Twitthis Furl

Hiç 'duvarsız cami' gördünüz mü?


1800 rakımlı Kadırga Yaylası'ndaki Kadırga Açık Camisi'nde, yüzyıllardır binlerce insan açık havada ibadet ediyor.

Gümüşhane ve Trabzon il sınırında yer alan 1800 rakımlı Kadırga Yaylası'ndaki Kadırga Açık Camisi'nde, yüzyıllardır binlerce insan açık havada ibadet ediyor.
Gümüşhane'nin Kürtün ilçesine bağlı Özkürtün beldesi Belediye Başkanı Yakup Turgut, yaptığı açıklamada, Fatih Sultan Mehmet'in 1461 yılında Rumlarla savaşın ardından arkadaşı olan Kadir Ağa'yı sorduğunu belirterek, "Padişah'a Kadir Ağa'nın Kadırkaya'da düşmanla savaşırken şehit olduğunu söylemişler. Fatih Sultan Mehmet, arkadaşının mezarını ziyaret için erkanı ve askerleri ile birlikte gece yola çıkmış ve sabahın erken saatlerinde Kadırkaya'daki arkadaşının mezarını ziyaret etmiş" dedi.

Cuma günü olması nedeniyle Fatih Sultan Mehmet'in erkanı ve askerleri ile birlikte cuma namazı kılmak için yer belirlediğini anlatan Turgut, "Belirlenen alan askerlerin topladığı taşlarla çevrilmiş ve açık cami haline getirilmiş.

Padişah burada erkanı ve askerleriyle birlikte Cuma namazı kılmış. Temmuz ayının üçüncü cuma günü olması dolayısıyla o yıldan bu yana binlerce insan burada hep birlikte cuma namazı kılar. Yaylamızın adı olan 'Kadırga' da Kadir Ağa adından gelmektedir" diye konuştu.

Vatandaşların talebi ve bağışlarıyla yaklaşık 10 yıl önce söz konusu alana 2 minare yaptıklarını ve alanın çevresine beton döktüklerini ifade eden Turgut, şunları söyledi: "Camimizin içinde yaklaşık 5 bin, dışarısında da bir o kadar olmak üzere yaklaşık 10 bin kişi, Temmuz ayının üçüncü cuma gününde hep birlikte cuma namazı kılarlar. Temmuz ayının üçüncü haftasında ayrıca Kadırga Yayla Şenlikleri yapılır. Hem Cuma namazı kılmak hem de şenliklere katılmak için gerek bölgeden gerek Türkiye'nin dört bir yanından gerekse yurt dışından 30-40 bin kişi yaylamıza gelir. Camimize diğer cuma günleri de namaz kılmak için gelen insanlarımız oluyor."


Facebook Twitthis Furl

Einstein’dan 10 hayat dersi

Albert Einstein çoğu insan tarafından dahi olarak görülür. Şu ana kadar yaşamış en etkili bilim insanı olmanın yanında teorik fizikçi, filozof ve yazardı. Bilime birçok katkı sağlamış Einstein’ın başarı sırlarını merak ediyor musunuz? İşte Einstein’dan 10 hayat dersi… 


1. Merakınızın peşinden gidin
‘Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım.’

Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanların başarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız.


2. Azim paha biçilmezdir
‘Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum.’ 

Belirlediğiniz yolun sonuna ulaşacak kadar sabırlı mısınız? Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektuba yapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir. Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin.


3. Bugüne odaklanın
‘Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir.’ 

İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.


4. Hayal gücü güç verir
‘Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.’ 

Hayal gücünüz geleceğinizi belirler. Einstein şöyle der: ‘Zekanın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil’. Bu yüzden hayal gücünüzün hantallaşmasına izin vermeyin.’


5. Hata yapın
‘Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir.’ 

Hata yapmaktan korkmayın. Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz hatalar sizi daha iyi bir konuma getirebilir. Başarılı olmak istiyorsanız yaptığınız hataları üçe katlayın.


6. Anı yaşayın
‘Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir.’ 

Geleceği ayarlamanın tek yolu olabilidiğiniz kadar şimdide olmaktır. Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz. Önemli olan tek an şimdidir.


7. Değer yaratın
‘Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın.’ 

Zamanınızı başarılı olmak için harcamayın, değerler yaratın. Eğer değerli olursanız başarı kendiliğinden gelecektir.


8. Farklı sonuçlar beklemeyin
‘Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek.’ 

Hergün aynı rutinde yaşayarak farklı görünmeyi bekleyemezsiniz. Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz.


9. Bilgi deneyimden gelir
‘Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir.’ 

Bir konuyu tartışabilirsiniz ama bu size sadece felsefi bir anlayış kazandırır. Bir konuyu bilmek istiyorsanız onu deneyimlemelisiniz.


10. Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın
‘Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz.’ 

Yapmanız gereken iki şey var. Birincisi oynadığınız oyunun kurallarını öğrenmek. İkincisi ise oyunu herkesten iyi oynamayı istemek. Bu iki şeyi yaparsanız başarı sizinle olur!
        

Facebook Twitthis Furl

Elma kesilince niçin kararıyor?

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur.

Elma, armut, ayva, patates gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her bir hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir.

Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler.

Elmaların veya patateslerin kesildiklerinde kararmaları işte bu enzimlerden birinin 'polifenol oksidaz' diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur.

Bu enzim, yani PPO, havanın oksijenini alıp, elmada bulunan 'tanin' adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır.

Buradaki PPO'lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar.

Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler.

C vitamini kararmayı önleyebilir.

Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır.

Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir.

Yani ısıtmak da bir çaredir.

Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve 'enzimatik esmerleşme' denilen bu olay görülmez.

Şimdi müjdemizi verelim.

Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu.

Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve bu esmerleşme üzerine de gittiler.

Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonloyarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.

Facebook Twitthis Furl